14 09 2007

ÇOCUK OYUNLARININ KÜLTÜRÜMÜZDE YERİ VE ÖNEMİ

Bu yazının kapsamı içinde tüm çocuk oyunlarımızı incelemeye olanak bulunmayacağı doğaldır. Tek bir örneğin üzerinde durarak çocuk oyunlarının önemini bu örnekten çıkarmak daha yerinde bir yaklaşım olacaktır. Bunun için seçilen örnek Mangala ya da Mankala oyunudur. Doğu oyunları üzerinde 17. yüzyılda bir kitap yazmış olan Profesör Thomas Hyde’ın 1694 tarihli De Ludis Orientalibus yapıtının Türk oyunlarını tanıttığı bölümde Mangala oyununa da yer vermiştir.(35) Aşağıda da görüleceği gibi Anadolu’nun çeşitli yerlerinde değişik adlar altında oynanan oyunun kimi yerlerde gene Mangala adıyla oynandığını biliyoruz. Örneğin, Gaziantep’teki oyunların adları verilirken bu arada Mangala oyununun adına da rastlıyoruz.(36) Mangala sözcüğünün Arapça taşıma, aktarma, geçirme, bir şeyi başka bir yere götürme anlamına gelen ve Türkçeye girmiş olan nakl ve türevlerinden geldiği ileri sürülmektedir. Bu açıklama sürekli taşların bir gözden ötekine aktarılmasına dayanan bir oyun için uygun düşmektedir. Ancak başka yorumlar da yapılabilir. Dilimizde kökeni bilinmeyen ve en küçük asker birliği anlamına gelen manga sözcüğünde askerlerin sıralanışı ve bu en küçük birimin genellikle 14 kişi olması bakımından mangala oyununa uyduğu gibi mangal sözcüğü de bu oyundaki taşların konduğu çukurlara çağrışım yapmaktadır. Anadolu’dan ve başka ülkelerden Mangala çeşitlemelerine örnekler vermeden önce bu oyunu seçişimdeki nedenleri açıklamak isterim:

1) Oyunun çok eski oluşu: Kimi incelemecilere göre oyunun bin yıl ile üç bin yıl gibi bir eskiliği vardır.(37) Arkeolog Flinders Petrie, Mısır’da İ.Ö. 1400 yıllarından kalma 3 sıralı ve 14 delikli bir Mangala tahtası bulmuştur. Seylan adasında da İ.Ö. ilk yüzyıllara dayanan benzeri delikler bulunmuştur. Habeşistan’da İ.S. 7. ya da 8. yüzyıldan kalma kaya üstüne oyulmuş Mangala delikleri bulunmuştur. Eskiliği konusunda daha başka örnekler de vardır.(38) İslam dünyasında da bu tür bilgiler için l0. yüzyıldan kaynak kitap olan Ebül Ferec’in Kitap-ül Eghanî’sinde bu oyuna rastlanmaktadır. Ve “on dört” diye bilinen bir oyunla özdeşleştirilmektedir.(39)

2) Oyunun yaygınlığı: Oyun çok yaygındır. Hemen her kıta üzerinde yayılmıştır. İki sırada ya da dört sırada oynanmasına göre (ya da aşağıda gösterileceği gibi başka kümeler bakımından ayrılabilir) değişik adlar ve oynanış biçimleriyle pek çok yerde görülür. Örneğin Seylan’da Çanka ve Naran, Hindistan’da Çonkak, Filipinler’de Çunkajon, Suriye’de L’ Ab-ı Mecnun ya da L’ Ab-ı Aklî, Bali’de Medjiwa, Malezya’da Dakon, Habeşistan’da Gabatta ya da Madji, Afrika’da Wari, Toee, Bau, Kubuguza, Mungala, Mangal, Kale vb., San Damingo’da Çuba vb. Oyunun bu büyük yaygınlığına ilk değinen 1894’de Stewart Culin olmuştur.(40) En azından şu ülkelerde görülmüştür: Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan, Hindistan, Maldiv Adaları, Bangladeş, Seylan, Zaire, Malezya, Tayland, Vietnam, Moğolistan, Çin, Endonezya, Filipinler, Habeşistan, Somali, Kenya, Mısır, Moritanya, Senagal, Zambia, Sierra Leone, Liberya, Mali, Guyana, Antiller, Haiti, Zengibar, Sudan, Tanzanya, Uganda, Rwanda, Burundi, Malawi, Rodezya, Güney Afrika, Brezilya, Nijerya, Niger, Togo, Fildişi Sahili, Yukarı Volta, Kamerun, Gabon, Madagaskar, Gine, Ghana, Dahomey, vb. Bu arada sözgelimi Kırgızistan’da da görülmüştür. Gerek Anadolu ve gerek Azerbeycan’da oynanmış olduğunu aşağıda göreceğiz. Nitekim dipnotunda gösterdiğim ve bu yıl Amerika’da yayımlanan Türk Halk Oyunları üzerine uzun yazımda Mangala oyununa yer verişim, pek çok antropoloğun ilgisini çekmiş, oyunun Türkiye’de bugüne kadar gelebilmiş olmasını çok ilginç karşılamışlardır. Nitekim 1978 yılının Aralık ayında Hindistan’da katıldığım 10. Uluslararası Antropoloji Kongresinde Oyun Antropolojisi Kurulunda Mangala üzerine bir bildiri okuyan ve dost olduğum, Kenya’dan üniversite öğretim üyesi Philip Townshend, Türkiye’de oyunun yaşadığını hele bir türünün Afrika’dakilere benzediğini öğrenince bunun şimdi çok şeyi değiştirebileceğini söyledi. Çünkü bu konuda yıllardır çalışırken geliştirdiği kurama göre oyun, Doğu Afrika’dan büyük olasılıkla Habeşistan’dan çıkmış, buradan özellikle esir ticareti ile başka yerlere yayılmıştır. Ancak Türkiye’deki türlerini öğrendikten sonra oyunun Asya kökenli olabileceğini de önemli bir olasılık gibi görmektedir.

3) Oyun, özellikle çocuk bakımından onun çeşitli yetilerini ve becerilerini geliştirecek niteliktedir: Bir zekâ savaşımıdır. Philip Townshend’in kongredeki bildirisinde belirttiği gibi bir toplum da kişilerde en çok beğenilen ve örnek alınan niteliklerden şu yedisi Mangala oyunuyla ilgilidir:

a) Kurnazlık: Oyunun stratejisini planlamak ve oyun kurallarını kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilmek.
b) Uyanıklılık: Karşısındakinin kurnazlığına karşı savunma ve önlem.
c) Önceden görme: Hazırladığı oyun manevrasına karşı hasmının tepkisini kestirebilme yeteneği.
ç) Esneklik: Beklenmedik durumlarda hemen tepki gösterebilme yeteneği.
d) Direnme: Tüm şaşırtmalara karşın kendi planını sonuna dek sürdürebilme yeteneği.
e) Sağgörü: Özellikle Mankala oyununda hasmından plan ve gücünü gizleyebilme yeteneği.
f) Bellek: Hasmının sağgörüsüne karşın, onun durumunu ve gücünü ne denli saklarsa saklasın kestirebilme yeteneği.

4) Oyunun bir toplumun kültür birikiminin tanınmasında ne denli önemli olduğunu yazının başında belirtmiştim. Bugün antropologlar bu görüşü benimsemişlerdir. Bir toplumun incelenmesi, o toplumun oyunları inceleme kapsamı içine alınmadıkça eksik kaldığı gibi hangi yaştan olursa olsun oynamayan insan da önemli bir boyutundan yoksun kalmıştır denebilir. İşte Mangala oyunu bu bakımdan en iyi bir örnektir. Yalnız iki kişinin değil, fakat iki takımın da oynayabileceği Mangala oyunları vardır. Bu durumda çukurların sayısı her sırada 36 ve daha çok olabilir. Kimi kez iki köy ya da kabile arasında da oynanmaktadır. Toplumların durumuna göre oyunun olumlu ve olumsuz etkileri vardır. Dengeli ve barış içindeki toplumlarda yapıcı bir öğedir; toplumsal birliği ve dayanışmayı sağlar. Ama daha az dengeli ya da bunalım içindeki toplumlarda bunun tam karşıtı bir etkisi vardır. Bu toplumlarda daha çok başkanların, olgun yaşlı erkeklerin oyunudur. Kimi toplumlarda ise önemli bir eğitim aracıdır, toplumsal değer yargılarını ve büyüklere saygıyı öğretir. Buna bağlı ritüeller de vardır. Profesör Townshend’in bildirisinde Afrika’dan çok ilginç örnekler buluyoruz. Sözgelimi yeni bir kral tahta geçerken Mangala oynaması, oyun için gerekli tohumları belirli bir ağaçtan toplaması ve yurttaşlarından kimseye yenilmemesi gerekir. Kimi yerde ise kabile başkanı olacak iki aday arasında Mangala oynanır, kim kazanırsa başkan o olur. Gene Afrika’da oyuna Kisolo ya mungu (= Tanrı oyunu) denmektedir. Ve oyundaki çukurlarla üründe bolluk ve yeterli yağmur yağışı arasında bir ilişkiye inanılmaktadır. Kimi Afrika toplumlarında Mangala oyunu bir dersle eriştirme töreninde oğlan çocuklarına öğretilir. Guyana yerlileri bir ölünün ardından Mangala oynarlar ancak Mangala tahtası ölü yeğlediğinde değişik bir biçimde olur, böylece ölü tedirgin olmaz ve gelip Mangala oynamaya kalkmaz. Gene Afrika’da Mangala için şu ilginç gözlemlere rastlıyoruz:

- Kadınlar genellikle oynamaz; kimi kabilelerde kadınlara yasaklanmıştır.
- Çiftçiler işlerinin daha az olduğu özellikle kurak mevsimlerde oynarlar.
- Özellikle işi beklemek, gözcülük olan kişiler daha çok oynarlar: Çobanlar, nöbetçi askerler, yol bekçileri, işi olmayanlar, yaşlılar, sakatlar, çocuklar, kentlerde işsizler.
- Oyunu, kadınların ve başka etnik kesimin insanlarının çalıştığı ağaçlı bozkırlar ve dağlık yerlerdeki halk daha çok oynar.
- Oyun daha çok kral saraylarında kral çevresindekilerce oynanır.
- Oyun ölünün ardından yas döneminde ya da sünnet olanların yaralarının iyileşmesinin beklendiği dönemlerde oynanır.
- Kimi toplumlarda kumar gibi oynanması kesinlikle yasaklanmıştır.
- Buganda’da yüksek yargıç duruşmayı izlerken Mangala oynamaktadır(41).

5) Mangala çağdaş kentsel yaşamda yaygınlaşıp sevilecek bir oyundur. Avrupa ve A.B.D’de tavla ve başka oyunlarda olduğu gibi Mangala’ya da ilgi artmıştır. Oyunun Avrupa’da ilkokullara ders olarak konması düşünülmüştür. Matematik eğitiminde yardımcı olduğu görülmüştür. Nitekim Rodezya’da Kalangaların Mangala oynadıkları için hesapta çok üstün oldukları gözlemlenmiştir(42). Gerçekten dikkatin yoğunlaştırılması, iyi bir bellek ve sezgisel matematiksel yeti geliştirmesi bakımından çocuklar için en iyi bir kafa temrini olarak görülmüştür.

Aşağıda görüleceği gibi Anadolu’da çeşitli adlar altında ve çeşitli bölgelerde oynanan Mangala, daha pek çok geleneksel oyunlarımız gibi kentlere tanıtılır ve özendirilirse çocuklarımıza oyun olanakları dışardan aktarılma yabancı oyunlar değil, kendi ulusal kültürümüzden kaynaklanan oyunlar sunmuş oluruz. Milli Eğitim Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığının yetkili kuruluşlarının konuya ivedilikle eğilmeleri gerekmektedir. Tanıtılıp yayılmasında da TV yardımcı olabilir. Mangala oyununun genel çizgileriyle oynanışı şöyledir: Çoğunlukla iki kişi oynar. Topağa ya da bir tahta üzerine iki, dört ve kimi durumda üç sıra çukur yapılır. Ve gene sayısı oyunların türlerine göre değişen tohumlar, taneler ya da taşlar vardır. Seçilen bir delikteki tohumlar teker teker öteki deliklere dağıtılır. Gene belirli kurallara göre oyunculardan biri hasmının bir ya da iki çukurundaki tohumları ele geçirebilir. Bu el koyma hakkı ya çukurun dolu veya boş olmasına ya da son tohum konulan çukurun durumuna göre değişir. İki sıralı Mangala’da her oyuncunun bir sırası vardır ve sırası gelince gerek kendi sırası, gerek karşısındakinin sırasının çukurlarının tümünü dolaşır. Dört sıralı olanda her oyuncunun iki sırası vardır, yalnız kendi sırasındaki çukurları dolaşır.

Dama, satranç, tavla gibi çeşitli kuralları olan Mangala oyunu iki sıralı olanı ele geçirme bakımından beşe ayrılabilir:

a) Oyuncu, belirli bir sayıdaki tohumları hasmının bir çukurunda tamamlarsa, bu çukuru ele geçirmiş olur ve buraya ilerde konulacak tüm tohumların sahibi olur.
b) Yukarıdaki gibidir, ancak çukuru değil içindeki taşları ele geçirir ve kazançlı olarak bir yana koyar.
c) Ele geçirme yoktur, yalnız bir çukurdan elde edebildiği kadar taş toplayabilmek için bu çukurdan sık sık geçer.
ç) Oyunculardan biri elindeki son taşları kendi boş çukurunda bitirirse, hasmının karşıt çukurundaki taşları alır.
d) Bir oyuncu elindeki taşları en son boş bir çukurun karşısındaki çukura boşaltırsa, bu boş çukurdan sonraki çukurdaki taşları ele geçirir.

Kimi yerlerde (Batı Afrika ve Moğolistan gibi) (b) türünde Mangala’da eldeki son taş başka taşların bulunduğu çukura konursa, genellikle buradaki taşlar alınıp oyun sürdürülmeyip, sanki çukur boşmuşçaşına orada kalınır.

Aşağıda Türk örneklerine geçmeden Mısır’da geçen yüzyılda oynanan Mangala oyununu görelim(43). Bu bir tavla gibi menteşe ile ortadan katlanan iki tahtadan oluşur. Beyt denilen 12 çukur bulunmaktadır. Ayrıca yetmiş iki tane küçük deniz kabuğu olur. On iki beyt’ten altısı bir oyuncunundur, öteki altısı ise hasmınındır. Birinci oyuncunun sırasındaki çukurlara A, B, C, D, E; F, ötekininkilere ise f, e, d, c, b, a, dersek, kabuklar her çukura eşit dağıtılmış olsa, her çukurda 6’şar kabuk olacaktır. Ancak oyuncular bu dağıtımı eşit yapmazlar, genellikle en az her çukura dört koyarlar. Eğer eşit dağıtırsa ilk oyuncu yenik düşer. A, B, C, D, E, F çukurlarının sahibi oyuna başlarsa F’deki kabukları alıp, a, b, c,.. çukurlarına birer tane koyar. Eğer hasmının her çukuruna birer tane koyduktan sonra elinde kalırsa kendi çukurlarına kor, gene kalırsa hasmının çukurlarına kor. Son koyduğu çukurda bir kabuk varsa onun sırası biter, hasmı oynamaya başlar. Eğer sonuncuda iki ve dört varsa, bunları ve bu çukurun karşısındaki çukurun içindekileri alır. Eğer son çukurda üç, beş ve daha çok kabuk varsa, bunları alır ve öteki çukurlara dağıtır. Sözgelimi D’den bir tane E’ye, F’ye, a’ya ve böylece dağıtır. Son çukurda bir tane varsa durur, iki, dört ve daha çok varsa kazanır. Hep F çukurundan oynar, bu boşsa daha sonraki içinde bir ve daha çok kabuk olan kendi çukurundan. Bir oyuncunun çukurlarında, bir ya da daha çok çukurunda kabuklar var da, hasmınınkiler boşsa, ilk oyuncu kendi çukurlarından bir kabuğu hasmının ilk çukuruna koymak zorundadır. Bir oyuncuda bir kabuk kalmış, ötekinde hiç yoksa, bu kimdeyse onun malı olur. Tahta üstünde çukurların tümü boşalınca, iki oyuncu da elindeki kabukları sayar, hasmından daha çok sayıdaki kabuklar kadar kazançlıdır. Kazanan ikinci oyuna başlar, hasmı önce kabukları çukurlara dağıtır. Toplam sayı altmışa erişince bu oyuncu kazanır. Oyunu daha çok gençler, çocuklar oynar; bu durumda adı l’ab el gaşim yani cahil oyunu, başka biçimde oynanan ise l’ab el akil bilge ya da akıllının oyunu denir.

Genellikle kabuklar iki sıranın bir ve daha çok çukurlarına dağıtılır, her iki sıraya dörder konulur, iki en uçtakiler boş bırakılır; dağıtımı yapan bir çukura kaç tane koyduğunu saymaz, istediği kadar çukura koymakta özgürdür. Hasmı bu dağıtımı beğenmezse oyun tahtasını tersine çevirip yeniden dağıtıma başlanmasını isteyebilir. Ancak ilk oynama hakkını yitirir. İlk başlayan, kendi çukurlarından istediğinden başlar.

Şimdi Türkiye’den örnekler verelim. Safranbolu ve köylerinde oynanan Altıev oyunu şöyle oynanır(44): Otuz santim boyunda ve on beş santim eninde bir dikdörtgen toprağa çizilir, bu çizgi üzerine altı bir yana altı bir yana birbirine koşut on iki çukur açılır. Altısı bir oyuncunun, öteki altısı da ikinci oyuncunundur. Bunlara kale denilir. Oyuncular ellerine renkleri iki oyuncuyu belirtecek biçimde ayrı on sekizer taş alırlar. Bu taşları üçer üçer olmak üzere her oyuncu kendi çukurlarına doldurur. İlk oynayacak oyuncu belirlenince, evlerinden hangisini isterse boşaltır, boşalttığı evin üç taşını sıra ile gelen kalelere doldurur. Birinci, ikinci kaleye kor, üçüncüye de üçüncüdeki dört taşı kaldırır, bu kez o kaleyi de boşaltır. Bu dört taşı sıra ile kalelere bölüştürür, bu yolda taşın bittiği her son kaleyi boşaltır. Taşları dolaştıra dolaştıra, öyle olur ki kimi kalede hiç taş kalmaz, kiminde 9, 12, 15 taş birikir. İşte kaleleri boşalıp ta elde kalan taş kendisinin boş kalesine girdi mi, o kalenin karşısında bulunan kale dolu ise en son taşın rastladığı kalenin karşısındaki kalenin karşısındaki kaledeki taşları alır, kendi çukurlarına boşaltır. Sözgelimi böyle dolaştırırken elindeki en son taşın rastladığı boş kalenin karşısındaki kalede taş bulunamazsa oyunu bırakır. Bu kez karşı oyuncu başlar. Oyun bir oyuncunun hasmının tüm taşlarını ele geçirip kalelerini boşaltıncaya dek sürer.

Erzurum’un Olur İlçesine bağlı Oğuzkent köyünde oynanan Mangala oyunu çok değişiktir, Afrika’daki Mangala’lara benzer. Oyunun adı Pıç’tır(45). Oyun iki kişi arasında, ya da beş kişiye kadar oynanabilir. Büyükler ve çocuklar oynar. Oyun üzerinde yemek yenen yuvarlak, tahta sofra üzerinde oynanır. Oyunda ya mısır ya da fasulye taneleri kullanılır. Eğer beş kişi ile ve fasulye taneleriyle oynandığını varsayarsak, kısaca oyunun kuralları şöyledir: Her oyuncu otuz altışar fasulye alır; önlerine on ikişerlik üç yığın yaparlar. Bu yığınlara Kuy denilir. İlk başlayacak oyuncu aşık atarak saptanır. İlkin sağındaki ikinci, onun sağındaki üçüncü; dördüncü ve beşinci böyle belli olur. Birinci oyuncu üç kuy’undan birindeki on iki fasulyeyi alır, buna ‘kuy bozma’ denilir. Buradan aldığı fasulyeden birini bozduğu kuy’un yerini kor, sonra soldan sağa doğru her kuy’a birer fasulye kor, on iki fasulyenin dağıtımını bitirir. Son fasulyeyi koyduğu kuy’daki (kendi kuy’larından biri değilse), fasulyeler sayılır, fasulye sayısı çiftse, sayılanlar kuy bozanın olur. İkinci oyuncu başlar. Sayı tekse fasulyeler sayıldığı kuy’a bırakılır. Oyun böyle sürerken çift sayı yapanların fasulyeleri alması ve kuy bozmalarla kimi kuy’larda boşalma olur. Yeniden buralara fasulye konulur. Bu birikimde kuy bozan oyuncunun son fasulyesi kendi kuy’u dışında kuy’lardan birinde üç sayısı yaparsa bu o oyuncunun olur, buna pıç denilir ve çevresi bir kalem ya da kömürle çizilir. Oyun sonuna dek buraya konulan her fasulye tanesi, burayı pıç yapanındır. Üç kuy’u da pıç yapılan oyuncu oyun dışı kalır. Sırası gelen oyuncunun bozacak kuy’u yoksa, oyunu ondan sonraki oyuncu sürdürür. Oyunun sonunda kuy’ların kiminde birer fasulye tanesi kalır. Her oyuncu, kendi kuy’larında kalmışsa birer tane fasulyeleri alır. Biriktirdikleri fasulyeleri sayarlar kimin daha çok fasulyesi varsa o kazanır.

Oyun Ilgın’da Meneli Taş adıyla oynanmaktadır(46). Kapatılan mene’lere Kadı denilmektedir. Muğla / Ula’da Evcik adıyla oynanır, beşer çukurla (-ev) oynanır; çukurun boşalmasına kör olma denilir. Oyun yirmi beşer taşla oynanır(47). Mangala Azerbeycan’da Mereköçdü adıyla oynanır(48). Oyunun tanımını Azeri ağzıyla ve yazımını bozmadan buraya olduğu gibi alıyorum:

“Bu oyunu iki veya dört uşag oynayır. Daire şeklinde her uşağa üç mere (çala) düzeldirler. Here 21 balaca daş götürür, daşları iki iki saymağla mere mere paylayıb yığır. Say aşağıdaki kimidir:

-Dana, dana, gır dana, iki öküz, bir dana.

Her mereye yeddi daş yığırlar. Gürre atıb oyuna başlayırlar. Gürre düşen uşag, daşlardan merenin içinde birini sahlayır, galanlarını merelere paylayır. Adamın sayına göre daş udmag olar. Migabil terefin merelerinde bir veya üç daş varsa, paylaşan adamın daşı da bir veya üç daşlı merelerde gurtarır, demeli, daşlar cütleşirse o, hemin daşları udmuş olur. İlk udmuş daşa mertik deyirler. Hansı uşag başga bir uşagdan yeddi veya çoh daş udsa, daşlar onun olur, o birinin meresi ve daşları azalır. Bele bele her kesin bütün mereleri boşaldıgda o, sıradan çıhır.”

Aslında Anadolu çocuk oyunları çok zengindir. Çocuklarımızı oyunsuz bırakmak, ya da onlara dışardan aktarılan yabancı oyunlar oynatmak yerine, kendi ulusal kültürümüzden kaynaklanan oyunları yaşatsak, yaysak ve öğretsek, hiç değilse 1979 Dünya Çocuk Yılında çocuklarımıza en büyük armağanı vermiş oluruz. Bu satırları yazarken Fransa’nın resmi dergisi France Information’ın Ocak-Şubat 1979 sayısı elime geçti. Burada çocuk oyunları ve oyuncaklarının önemi üzerine bir yazının başlığı uyarıcıdır: İnsan oynadıkça gerçekten insan olur.

NOTLAR
* Dil ve Tarih-Coğ. Fak. Tiyatro Bölümü Öğretim Üyesi, Doç. Dr.
(1) Roger Caillois, Les Jeux et les Hommes, Paris 1958, s. 104.
(2) Caillois, s. 96.
(3) L’Education, 30 Mayıs 1974 Sayı 214.
(4) bkz. Erick H. Erikson, Enance et Société, Delachaux et Niestlé (4. baskı) 1966.
(5) Erikson, s. 161.
(6) Daha geniş bilgi için bkz. Orhan Acıpayamlı, “Türkiye’de Yağmur Duası ve Psiko-Sosyal Metod’la İncelenmesi”, AÜDTC Fakültesi Dergisi, XXI / 1-2 Ocak; Haziran 1963, ss. 1-39.
(7) Hamit Zübeyr Koşay, Ankara Budun Bilgisi, Ankara 1935, s. 197.
(8) A. Caferoğlu, Anadolu Dialektolojisi Üzerine Malzeme, İstanbul 1941, s. 15.
(9) Koşay, s. 280.
(10) Abdülkadir İnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Ankara 1954, ss. 157-58.
(11) İnan, ss. 156-57.
(12) Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi, Ankara 1952, Cilt: 6, ss. 19-20.
(13) M. Güner Demiray, “Aşık Oyunu”, Türk Folklor Araştırmaları, Ekim 1960, Sayı: 135.
(14) Mehmet Halit Bayrı, İstanbul Folkloru, İstanbul 1947, s. 214.
(15) Dedem Korkudun Kitabı (Hzl. Orhan Şaik Gökyay), İstanbul 1973, ss. CCXCVVI.
(16) E. Lovett, “The Ancient and Modern Game of Astragals”, Folk-Lore, X / 3 (Eylül 1901), s. 282.
(17) Metin And, Oyun ve Büyü, İstanbul 1974, ss. 134-36.
(18) Pertev Naili Boratav, 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, İstanbul 1969, ss. 159-60.
(19) İnan, ss. 147-49.
(20) Bkz. Metin And, “Some Notes on Aspects and Functions of Turkish Folk Games”, Journal of American Folklore, Ocak-Mart 1979.
(21) Caferoğlu ss. 63-64.
(22) Oyun ve Büyü, ss. 145.
(23) Oyun ve Büyü, ss. 259-66.
(24) Oyun ve Büyü, ss. 266-72.
(25) Oyun ve Büyü, ss. 272-76.
(26) Oyun ve Büyü, ss. 276-83.
(27) Caferoğlu, ss. 100-101.
(28) Oyun ve Büyü, ss. 283-90.
(29) Oyun ve Büyü, ss. 290-97.
(30) Oyun ve Büyü, ss. 297-301.
(31) Oyun ve Büyü, ss. 301-305.
(32) Oyun ve Büyü, ss. 306-309.
(33) Oyun ve Büyü, ss. 309-315.
(34) Oyun ve Büyü, ss. 315-317.
(35) Bu kitabın tanıtılması için bkz. Metin And, “Türk oyunları üzerine Latince bir kitap”, Türk Folklor Araştırmaları, Mayıs 1963, Sayı: 166.
(36) Gaziantep İl Yıllığı, Ankara 1969, s. 143; bir başka derlemede Gaziantep’ten 70 oyunun adı verilmektedir. bkz. Cemil Cahit Güzelbey, Gaziantep Folklorundan Notlar, I, Gaziantep 1959, ss. 73-75.
(37) H.J.R. Murray, Board and Table Games, Oxford 1952, s. 159.
(38) Philip Townshend, “Autour du jeu de ‘Mankala’”, Zaire Afrique, No. 105, Mayıs 1976.
(39) Franz Rosenthal, Gambling in Islam, Leiden 1975, ss. 43-44.
(40) Stewart Culin, “Mancala, the National Game of Africa”, Annual Report of the U.S. National Museum, Washington, D.C. 1894, ss. 597-606.
(41) Townshend, ss. 294-95.
(42) T. Bent, The Ruined Cities of Mashonaland, London 1892, s. 78.
(43) E.W. Lane Manners and Customs of the Modern Egyptians, London 1908, ss. 351-353.
(44) Enver Mehmet Beşe, “Safranbolu’da ve Köylerinde Aile”, Halk Bilgisi Haberleri, Nisan 1934, sayı 35.
(45) Osman Sinayuç, “Oğuzkent’te Zihinsel bir oyun: Pıç”, Türk Folklar Araştırmaları”, Haziran 1974, sayı 299. Derleyen bu oyunu yayınlanması oyun folklorumuz bakımından önemli bir katkıdır.
(46) Fehmi Çaylı, “Çok Taş ve Meneli Taş Oyunları”, Türk Folklor Araştırmaları, Temmuz 1951, Sayı: 24.
(47) Yusuf Ziya Demircioğlu, Anadolu’da Eski Çocuk Oyunları, İstanbul 1934, ss. 23-24.
(48) Ehliman Ahundov, Azerbeycan Halk Yazını Örnekleri (Türk çevriyazısına aktaran Semih Tezcan), Ankara 1978, ss. 201-202.

“ULUSAL KÜLTÜR / Üç Aylık Kültür Dergisi” adlı derginin Nisan 1979 tarihli 4. sayısında yayınlanmıştır.

http://www.halksahnesi.org/incelemeler/oyun_cocuk/oyun_cocuk.htm

214
0
0
Yorum Yaz