Manas Destanı'nda Dokuz Korgol (Mangala) Oyunu

2007-09-13 17:00:00

BU OYUNUN TÜRKLERİN EN ESKİ OYUNLARINDAN BİRİ OLDUĞUNU MANAS DESTANI BELGELEMEKTEDİR:     O zaman Manas şöyle dedi: "Bahadırlar beş aydan beri yer altı yağı, karın yağı, sucuk yiyip, şarap ve kımız için eğlenip yattınız. Kılıcınız paslandı! Tazınızı yağ bastı. At semirip doldu, atlanacak zaman oldu. İyisi ava çıkalım! Tadını çıkaralım!".Bugün Manas'ın yiğitleri yağma için hazır bulunan seçkin tulpar (at) larını esirgeyip, ziyafetlerde bindikleri toburçak koşu atlarına bindiler, bazıları kazan aşı özledik diye atlanıp düşman yerine av, gece yerine tan arayıp çıktılar. Manas iki gün ara vererek doyasıya eğlendi, pek çok geyik avlattı. Bu yetmiyormuş gibi doğuya doğru yürüye yürüye on beş gün yol gittiler. Bahadır Manas yüksek dağlarla çevrili, sarı deredeki ufak tepelere, ördek ve kazlara, at ayağı değmemiş otlara, akaduran pınarlara, hayvanları bol olan Talas'a merak salıp, buraları tam karargah kurulacak yer imiş diye çok beğendi. Ceylanı koyun sürüsü gibi fazla olan geniş havzaya karargah kurup satranç, toguz korgol (bir oyun), toptaş, aşık oynatıp altı gün eğlendi.Yiğitlerin hepsi çılgınca eğlenirken Er Manas rahat uyuyamadı, gönlü eminlik bulmadı, bir gök çadıra giriyor, bir dağa çıkıyordu, kalbi çarpıp, yer bakmaya giden yiğitlerini gözetliyordu...   www.trplatform.org/425384-post32.htm   -------------------------------- Savaşta ölen yüz kadar kişinin çoğu Mançulardan ve Kalmuklardan idi. Dögön reis:"Bu ölenleri nasıl gömelim?" diye Akbalta'nın getirdiği yaşlılara sordu. Kimseden ses çıkmayınca Manas aklı verdi. "Eğer uygun görürseniz, dediklerimi yaparsanız, şöyle bilin kardeşlerim. Altaylı Kalmuklarla olan savaşta her halktan yiğitler öldüler. Onların hepsini, yeni âdetlere göre, birlikte gömelim.""Akıl yaşta değil, baştatır, Manas doğru söyledi." dedi ihtiyarlar.Alanda büyük bir çukur kazıp yiğitleri atı ve eyerleriyle birlikte gömdüler. Uzaktan büyük taşları öküze çektirerek getirdiler, bunları kaldırarak diktiler. Kar... Devamı

Çelik çomak müsabakaları

2007-09-13 16:55:00

Aybars Fırat   Gazetemizin geçtiğimiz sayısında yayınlanan "Bir Kavramlaştırma Denemesi" başlıklı yazımda, bugün için, değerlendirmediğimiz bir değerimizi işlemeye çalışacağımı haber vermiştim. Hatta, zenginlerimize bir çağrıda bulunmuş ve bu yazımı okumalarını salık vermiştim. Gündemin süratle değişmesine, terör olaylarına bakmayarak verdiğim sözü tutacağım. Hem ne de olsa sel gider, kum kalır. Terörü yüzlerce kişi konuşur, yazar. Biz, yok olup giden, işlemezsek uçup gidecek değerlerimize bakalım: "Küçük şeyler yapalım!" Milletimizin evlatları teröre kurban gitse de, elimizden giden kültürümüze, arada sırada bakmakta sonsuz faydalar vardır diye düşünüyorum. Kullanamadığımız, kıymetini bilmediğimiz, değerlendiremediğimiz değerimizi, zenginliğimizi birazdan okuyunca, şöyle bıyık altından hafif bir tebessüm sarkıtacağınızı görür gibiyim. Dünya çapındaki bu değerimizi merak etmişsinizdir: Evet, bu müthiş zenginliğimiz, hepimizin yakından bildiği Çelik Çomak Oyunu'dur. Güldünüz değil mi? İşin tuhaflığı da burada yatmaktadır. Hepimizin çok iyi bildiği, ama kullanmadığımız, dönüp bakmadığımız bir zenginlik! Kutadgu Bilig'den şöyle bir mısra hatırlıyorum: "Bilgi denizin dibinde bir inci gibi durur. Kişioğlu inciyi denizden çıkarmazsa ha inci olmuş ha çakıl taşı!" Bildiğimiz bir çocuk oyunu çelik çomak. Ama onda ne büyük bir cevher olduğunu görmüyoruz. Ben fakir, bunu size göstermeye çalışacağım. İngilizler, bizim Anadolu'da, mesela Bolu'da Hülü olarak bildiğimiz, oynadığımız Golf oyununu Hindistan'da görüp ülkelerine taşıdılar. Yine Atlı Polo Oyunu'nu ülkelerine taşıdılar. Bu oyunlar için takımlar kurdular. Kurallarını belirlediler, oyunun özelliğine uygun kıyafetler buldular. Turnuvalar düzenlediler. Spor tarihçileri, bu arada Özbay Güven Hoca ne der bilemem ama bizim değerlerimizi işleyip geliştirdiler. Elmasın topraktan çıkarılıp işlenmesi gibi bir şeydi bu. Bizim bir değer atfetmediğimiz, çoluk çocuk oyunu ol... Devamı

Bir Kavramlaştırma Denemesi

2007-09-13 16:50:00

Göğe Merdiven Aybars Fırat   "Geliştirmek, biçim vermek" Bugün, milletimizin onca zenginliğine, gelişmiş yönlerine rağmen, hiç ilgilenmediğimiz bir yönünden söz etmek istiyorum. Elimizdeki varlıkları, zenginlikleri değerlendirmek için, mevcut insan, malzeme ve bilgileri elden geçirerek kurumlaştırmaya, yeni biçim vermeye, geliştirmeye çalışmıyoruz. Konuyu kavramlaştırmamız gerekirse; anlatmak istediğimizi tam olarak karşılamasa da, şu kelimeler üzerinde duracağım: Geliştirmek, biçimlendirmek, bir araya getirmek, başını bağlamak, düzenlemek, kurumlaştırmak, kavramlaştırmak, olgunlaştırmak, resmileştirmek. "Ne demek istiyorsun?" diyeceksiniz. Yaşadığımız coğrafyanın genişliği ve derinliği, geçirdiğimiz tecrübelerle sahip olduğumuz kaynaklar milletimize sonsuz imkanlar sunduğu halde, bunların yeterince değerlendirilemediğini düşünüyorum. Benzetmek yerindeyse her şey var; Yağ, un, şeker, ateş, tencere. Ama helva yapamıyoruz. Bir şeyleri, birtakım insanları bir araya getirerek, onları geliştirerek,imkan oluşturarak, her alanda kurumlaşarak, top yekün kalkınmayı ateşlemek mümkün iken bunu gerçekleştiremiyoruz. Bunun sebepleri üzerinde ne kadar durulsa yeridir: "Neden birlikte, sırt sırta verilerek yapılabilecek işleri başarmakta güçlük çekiyoruz? Güçlerimizi birleştirmek yerine, tek başımıza meselelerimizle güreşiyoruz? Sivil toplum kuruluşlarımız neden zayıf ve etkisiz? Ticarette neden sıçrama yapamıyoruz? Siyasette kısır döngü içindeyiz? Dış politikada neden bir asır geriden gidiyoruz?" gibi soruların mutlaka cevapları olmalıdır. Ben, biçimlendirememek, kurallaştıramamak, kurumlaşamamak, dağınık olanı bir araya getirememek, mevcutla yetinmek. olarak özetleyebileceğim bu büyük eksiklik üzerinde duracağım. Yaşı kırklarda dolaşanlar hatırlayacaktır; Çocukluğumuzda zevkle oynadığımız, ipi çekilerek fırlatıldığında uzun süre kendi etrafında dönen, bir oyuncağımız vardı: "Topaç" Kendi aramızda kimin topacı daha uzun süre ayakta kal... Devamı